Hatırlarsınız, benim gibi bir dizi severin bile 5. sezon sonlarında içini baymaya başlayan Lost yayınlandığı 6 yıl boyunca tüm dünyada milyonlarca izleyiciyi ekran başına kilitlemişti. Dizi, ada nerde?, kim ölüyor?, siyah duman nereye kaçtı? derken, fanatiklerini hayal kırıklığına uğratan bir finalle veda etti ekranlara. Dizide, kahramanların geçmişleri ve geleceklerine sıklıkla gidiliyor, izleyiciler de aradaki gelişmeleri tahmin etmeye çalışıyorlardı. Son sezonda ise kahramanların, daha önce anlatılan geçmiş veya geleceklerine uymayan öğeler içeren farklı bir hayat yaşadıkları yeni bir zaman dilimi ekrana gelmeye başlamıştı.
Yine son dönemin iddalı yapımlarından biri olan Fringe, yaşadığımızdan farklı bir evreni temel alan hikayesinde, geçişler yoluyla günümüz dünyası ile ilişki kuruyor, bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelerden de ilham alarak yaşadığımız evrenlerin brbirine geçmiş olduğundan ve aslında birbirinin üstüne inşa edilme olasılığından dem vuruyordu. Yine benzer bir mantık üzerine inşaa edilen yapımlardan biri de son dönemde yaptığı gişe başarısıyla adından sıkça söz ettiren Inception.. Hikayede kahramanlarımız, rüya içinde rüya görerek farklı evrenlerde maceralara atılıyor hatta araf’ta kalma tehlikesi yaşıyorlardı.
Sözünü ettiğimiz bu örneklerin tümü, hikayesi büyük ölçüde paralel zaman veya boyutlarda geçen yapımlar. Dağarcığı geniş olanlar bu tür konuları işleyen daha başka pek çok dizi veya film sayacaklardır. Burada önemli olan, son dönemlerde bu veya bunun gibi hikayeleri konu alan pek çok örneğe rastlıyor oluşumuz. Paralel zamanlarda veya boyutlarda aynı karakterlerin farklı yaşamlar sürmesine dair olan bu kurgu yapımların daha çok ilgi çekiyor olmasının başlıca nedenlerinden biri de, yüz milyonlarca insanın İnternet kullanım eğilimleriyle benzerlikler taşıyor olabilir mi?
Dünya ölçeğinde yapılan bi çok araştırma gösteriyor ki bireylerin internet başında geçirdikleri süre hızla artıyor. Yine araştırmalara göre, bu sürenin önemli bir kısmını eğlenceye veya rahatlamaya yönelik aktiviteler oluşturuyor. Bununla beraber, internet’in yaygınlaşması ile bilgisayarlar ve oyun konsollarına yönelik üretilen profesyonel oyunlar “çok oyunculu”, bol etkileşimli programlara dönüştü. Devasa boyutlarda sanal dünyalarda fantastik karakterler seçerek rol yapma üzerine kurulu oyunlar on milyonlarca kullanıcının hayatlarının ciddi bir bölümünü buna zevkle ayırmasını sağlıyor. Ancak sadece World of Warcraft, Guild wars ya da Lineage I ve II gibi ücret ödeyerek ve kendi başına kurularak oynanan oyunlar dışında Facebook gibi sanal ağlar üzerinde oynanan basit oyunlar da benzer temalar barındırmaya başladı. Farmville, Cafe World, Texas HoldEm, Mafia Wars gibi popüler oyunların üreticisi Zynga’nın oyunlarını ayda 235 milyon farklı kullanıcı oynuyor. Örneğin, 83 Milyon oyuncusuyla haber bültenlerine bile konu olan Farmville Zynga‘nın en popüleroyunlarından ve bu rakam gittikçe artıyor.
Oyunların yapımcısı Zynga’ya göre sosyal tabanlı bu tip oyunlar, yukarıda saydığım World of Warcraft tarzı oyunların tersine, kendisini “profesyonel” ya da “sürekli oyuncu” şeklinde tabir etmeyen günlük kullanıcılar tarafından tercih ediliyor. Fakat araştırmalar gösteriyor ki özellikle Farmwille oyunu çerçevesinde, bu anti profesyonel oyuncular giderek “sürekli” oynayan birer “fanatik” haline dönüşüyorlar. Bu noktada karşımıza çıkan paradoks ise sosyal ortamlarda geçirilen zaman arttıkça mı bu oyunlara daha fazla mesai harcanıyor yoksa oyunlar sayesinde mi sosyal medyalara daha çok insan akın ediyor? Gitgide daha fazla insan “domatesleri sulayayım” ya da müşterilere hamburger servis etmeliyim” diyerek aslında farketmeden bir anlamda günlük hayatlarına bambaşka boyutlar katıyorlar.
İnternet, günlük hayatın karmaşasından ya da sıkıcı gerçekliğinden kurtulmak isteyenler için bambaşka alternatifler sunan bir paralel evren olabilir. Yukarıda sözünü ettiğimiz oyunlar üzerinden devam edersek gerçek hayatında yaşayamayacağı bir deneyimi internet üzerinde simüle edebilir insanlar. Bu sözünü ettiğim bir eleştiri değildir. Ya da “internet toplumların afyonu olma yolunda” gibi beylik bir laf etme derdinde de değilim. Sadece, artık sıklıklı filmlerde ve dizilerde gördüğümüz paralel evrenlerin, alternatif yaşamların, belki biz farketmeden, kendi hayatımıza da girdiği gerçeği. Sosyal paylaşım ağlarında sadece oyunlar değil, kullanıcı profilleri de, arkadaşlarla paylaşılan İnternet haberleri, videoları, kişisel fotoğraflar da pek çok kişi için farklı özelliklerini, isteklerini paylaşabilme, farklı bir “ben” yaşayabilmenin diğer yolları arasında. Her gün masabaşında yaptığı iş ile kendini ifade edemediğine inanan sayısız insan, akşamları işinin içeriğiyle bağlantısı olmayan bambaşka bir sektörün haberlerini, videolarını paylaşıp üstüne kendi yorumunu eklerken Facebook’ta arkadaşlarının, FriendFeed ve Twitter’da tanımadığı takipçilerinin gözünde farklı bir “ben”i sunmanın rahatlatıcı konforunu yakalıyor, ta ki ertesi sabah yeniden mesai için masasına oturup kendinden beklendiğine inanan rolünü oynamaya tekrar başlayana kadar.
Görülüyor ki artık internet; gerek oyunlarıyla, gerek Facebook’ta size sunduğu herkese erişim ve hayatları kontrol imkanıyla gerekse de Twitter gibi bir mecrada kendinizi “olmak istediğiniz kişi” gibi sunma fırsatı ile aynı anda farklı kimlikleri yaşama heyecanını ayağınıza kadar getiriyor. Hem de daha çok yakı bir geçmişte sosyologlar ve psikologlar tarafından ortaya atılan “kopuk sanal kaçışlar sağladığı, bireye temeli güçsüz hayaller yaşattığı” iddialarını geçersiz kılarak!
