Yarın, tarihin yaprakları 11 Ocak 2011’i gösterdiğinde 47 yıllık bir devir kapanmış olacak. 1964 Aralığı’nın bir öğle vakti Türkiye-Bulgaristan maçı ile kapılarını açan Ali Sami Yen Stadyumu, yine bir kış günü Galatasaray-Beypazarı Şekerspor karşılaşması ile kapılarını son kez kapatacak. Bu yazı, bugün duvar sıvaları dökülmüş, koltukları kırılmış, zemini bozulmuş olsa da; Dünya üzerindeki tüm Galatasaray’lılar için bir mabed olarak anılacak ve öyle kalacak olan “kutsal topraklar”a bir saygı duruşudur.
Hangi Galatasaraylı’nın anılarında yeri yok ki Sami Yen’nin? Hüzünleriyle ama çoğu kez tarifsiz sevinçleriyle, kah televizyon başında kah radyo’dan şanslı olanlarımız ise stadımızın tribünlerinde Galatasaray’ımıza ve O’nun bize yaşattığı duygulara tanık olmadık mı?
Bu satırların yazarı, kendi hayatı için çok önemli olabilecek noktalarda anımsıyor Galatasaray’ın ve Ali Sami Yen’nin izlerini..Kimilerimiz için sadece betonarme bir yapı ve bir futbol takımının evi iken Ali Sami Yen, ben ve benim gibiler için nice özel anının odak noktasıydı. İşte iflah olmaz Galatasaraylı Tolga Kara’nın hayatından Galatasaraylı ve Ali Sami Yen’li kilometre taşları..
Çocukluğumda Galatasaray’la ilgili detayları hayal meyal hatırlıyorum. Anaokulu yıllarıydı sanırım Cumhuriyet müsameresi için futbolcu olmam gerekiyordu. Öğretmenler konsepte uysun diye annemden kırmızı beyazlı milli takım forması diktirmesini istemişlerdi. O zamanlar hazır formalar pek bulunmazdı İzmir’de…Terzide ortalığı yıktığımı hatırlıyorum. Benim formam sarı-kırmızı olmalıydı. Öyle de olmuştu. GS arması bulamasak da renkler itibariyle Galatasaraylıyım diye bas bas bağırıyordum müsamerede. Böylece hayatımdaki ilk GS formasına sahip olmuştum. Fakat öğretmenlerden de ilk azarımı daha anaokulu yıllarında işitmiş oldum. Çünkü müsamere gereği olan futbol takımının 10 üyesi kırmızı beyaz formalarıyla sahnede iken, ben sarı kırmızı formam ile aralarında sırıtıyordum. Olsun, ben formamla gururluydum…Galatasaraylıydım..
Ali Sami Yen’nin hayatıma girişi ise 7 Haziran 1987’ye rastlar. Henüz 10 yaşındaydım. Hayatımda hiç şampiyonluk coşkusu yaşamamıştım. Şampiyonluklardan uzak geçen meşhur 14 yıla denk gelmişti çocukluğum. Babamla radyo başındaydık. Ali Sami Yen’de oynanan ligin son maçında Galatasaray ile Eskişehirspor karşılaşıyordu. Kazanırsak Beşiktaş’ı geçip şampiyon olacaktık. “Taraftarlar Ali Sami Yen’i bir gelin gibi süslediler” dediğini hatırlıyorum radyodaki spikerin. Prekazi ve Mami’nin (Muhammet) golleri hemen gelmişti. Gerisi rüya gibiydi. O arada bir gol yemişiz ben kaçırmışım ama 2-1 kazanarak şampiyon olmuştuk. İlk şampiyonluğumdu ve ertesi gün şampiyonluk posteri odamdaki duvarda Michael Jackson’nın yanındaki yerini almıştı…
Tarih 9 Kasım 1988. Galatasaray, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda (Şimdiki adıyla Şampiyonlar Ligi) mücadele ediyordu. İlk maçta Neuchatel Xamax’dan 3 gol birden yemiştik.Evde bir matem havası.. Üzülüyorum. Ama hayat devam ediyordu, hep bir umudun daha olduğunu öğrenecektim..Ali Sami Yen yine gelin gibiydi ama bu kez televizyonda kendi gözlerimle görmüştüm. Sonuç 5-0! Ve umut gerçek oluyor. Tanju, dördüncü golü attığında çocuk aklım Tanrıya teşekkür ediyordu “umut” için..Tanrı’ya ve Tanju’ya..
Maçların 90 dakika oynandığını ve asla erken konuşmamak gerektiğini öğrendiğim acı bir tecrübe, yine Ali Sami Yen’de..Tarih 3 Mayıs 1989. En yakın ama en fenerli arkadaşım Yener’le televizyon başındayız. Kahramanım Tanju’nun golleri sağanak gibi; ilk yarı 3-0. Sevinçten Yener’e yapmadığımı bırakmıyorum. Bana göre maç çoktan bitti artık ikinci yarı 5 mi olur 7 mi olur derken…Rıdvan’nın dört asisti Aykut ve Hasan’nın golleriyle 3-4 bitiyor maç. Eleniyoruz Türkiye Kupası’ndan. Gözyaşlarım İzmir’in yağmuruna karışıyor o gece ve öğreniyorum, maçlar 90 dakika..
Sonrasında “Olmayınca olmuyor”, “Bugün top bizi sevmedi!” sözlerini sıkça duyduğumuz bir maç Ali Sami Yen’de..Tarihler 18 Mart 1992’yi gösteriyor. Galatasaray Avrupa Kupası’nda Werder Bremen ile karşılaşıyor. İzmir’in günlük güneşlik havasına karşılık, ne şanstır ki, İstanbul’un kara kışa teslim olduğu talihsiz bir gün! Sınıfın tüm Galatasaraylıları olarak en arkaya sotelendik, cebimizde minik cep radyoları ile ders sırasında maçı kulaklıklarımızdan dinlemeye çalışıyoruz. Ama olmuyor, olmayınca olmuyor, top bizi sevmiyor. Karla kaplı Sami Yen zemininde o top o çizgiyi bir türlü geçmiyor. Son saniyede Rotariu, gol çizgisi üzerinde kara saplanmış topa dokunamayınca, o gazla gol zannederek ayağa fırlayan bizler disipline yollanırken; Galatasaray ise sonraları sıkça duyacağımız “annemizin ligi”ne geri dönüyor. Böylelikle, Avrupa umutlarımızın üzeri karla örtülürken bu satırların yazarı da ilk disiplin cezasını almış oluyor..
Bir sene sonrası Avrupa Kupaları’nda yine umut doluyuz.. 4 Kasım 1992’de Galatasaray’ım ve Ali Sami Yen bu kez Eintracht Frankfurt’u ağırlıyor. Bizler ise geçen maçtaki duruma düşmemek için bu kez okuldan kaçıyor ve yakındaki bir kahvehanede alıyoruz soluğu..Galatasaray tarihinde en çok sevdiğim futbolculardan olan Uğur Tütüneker’in daha maçın başında attığı golle öne geçiyor sonrasında 1-0’ın üstüne yatarak kazanıyoruz maçı. Günün sonunda, boynumuzda GS atkılarıyla döndüğümüz okulda Müdür Yardımcısı Rüstem Bey, Mahmut Hoca edasıyla karşılıyor bizleri. Fırlama bir arkadaşımızın Hababam Sınıfındaki İnek Şaban taklidi ile “Aa Rüstem Hoca. Rüstem Hoca sen de mi okuldan kaçtın?” esprisi ile ikinci kez disipli kurulunda buluyoruz kendimizi..Lise hayatım boyunca 5 kez disipline gittim bunların ikisi Galatasaray sayesindeydi..Olsun, biz yine gururluyduk..Galatasaray tur atlamıştı ya değerdi..
Sevgiliyle kavuşma günü 19 Ağustos 1995’te yaşandı. Hayatımda yeni bir sayfa açılıyor ve ben üniversite için İstanbul’a taşınıyorum. Bu şehirde beni nelerin beklediğinden habersiz heyecan dolu bir yolculuktu. Tek bildiğim ise beni Galatasaray’ın beklediğiydi. Vuslat gerçekleşiyor. İstanbul’a ayak basışımın ikinci günü, o sıcak Ağustos akşamı saat 19:00’da ulu bir mabed gibi önümde yükselen Ali Sami Yen’nin kapısındayım. Ne tesadüftür ki bir İzmir takımı Altay ile oynuyoruz. (Bilmeyenler için bir hatırlatma; ben İzmir Göztepe doğumluyum. Altay bize rakip sayılır) Sounders (2) ve Saffet’in golleriyle 3-1 kazanıyoruz. İstanbul maceram Sami Yen’de bir zaferle başlıyor..Fakat, stadın kapalı tribün merdivenlerinden çıkarken önümde beliren parıltılı yeşil saha, hayatında ilk kez Ali Sami Yen’e ayak basan benim için unutulmayacak bir manzaraydı. O anı bir daha yeni evimiz Türk Telekom Arena’da bile yaşayacağımı sanmıyorum.
Haziran 1999’da üniversite bitmiş ben de ne yapacağımı düşünmekteydim. Fazla da seçeneğim yoktu. Tek yol İzmir’e dönmek gibi görünüyordu. Fakat ben İstanbul’da yaşamak, burada bir şeyler başarmak istiyordum. Sanki dönmek en kolayıydı. Kaçmak gibiydi..Oysa biz öğrenmiştik ki her zaman bir umut vardır ve maçlar 90 dakikadır. Benim maçımın bitiş düdüğü çalmamıştı henüz. Ben hayatımın yolunu çizmeye çalışırken Galatasaray’da altın yıllarını yaşıyordu. Takım, Fatih Terim’le Türkiye’de başarıdan başarıya koşuyor fakat Avrupa’da beklenen başarı bir türlü gelmiyordu. 3 Kasım 1999’da hem benim hem de Galatasaray için beklenen kapılar açıldı. O gün ben tribünde maçı beklerken arayan hocam; üniversitede bir asistanlık kadrosu açıldığını ve kadro için beni düşündüklerini söylüyordu. Aynı gece Galatasaray’ım 1-2 geriden geldiği maçta Hakan’nın son dakika golüyle Milan’ı mağlup ediyor ve UEFA Finali’ne uzanan yolculuğuna başlıyordu..Gerçekten de maç 90 dakikaydı ve her zaman bir umut vardı..
Kendi hayatımdaki örnekleri çoğaltmak mümkün fakat eminim hepiniz benzer hikayeleri, anıları, duyguları paylaşmışsınızdır. Eminim hepinizin hatıraları o yeşil zeminin çok ötesine geçmiştir. Eminim hepiniz takımımızın şanlı zaferlerinin ya da hüzünlü mağlubiyetlerinin dışında kendini hayatlarınızdan da bir şeyler bulmuşsunuzdur o tribünlerde..
Şimdi Ali Sami Yen Stadı yıkılıyor… Bu bir ayrılık hikayesi.
Üzülme diyebilir mi aranızdan biri bana.
Ayrılık dediğin hep hüzünlü olmuyor mu zaten..?
Ne kadar Güzel bir Dille anlatıınız! Teşekkür ederim. 14 yaşımdayken ilk şampiyonlugu tatmıştık
ama söylediğiniz gibi siz daha şanslıydınız ve ali sami yen’de pek çok kez maç izleme ve anı şansına sahip oldunuz! her ne kadar uzak olsamda ali sami yen’de 10 maç izlemişimdir. malum rize’de yaşamak biraz zorlaştırdı bunu ama her zaman ruhum oradaydı ve şu an tam karşımda ali sami yen’in çok güzel bir maketi var evde oldugum her an karşımda duruyorrr müthişşş…. ışıkla kalın efendim
))